İSRAF FELAKETTİR
İSRAF FELAKETTİR
Kâinatı yoktan var eden yüce Mevlâmız bu kâinata mükemmel bir nizam koymuştur. Ekolojik denge de denilen bu nizam içerisinde her canlıya yetecek kadar rızık vardır. Rızık denildiği zaman teneffüs ettiğimiz havadan, içtiğimiz suya kadar bütün nimetleri kastediyoruz. Bu nimetler geçmiş ve gelecek bütün insanların, hatta bütün canlıların ortak malıdır. Öyleyse bu nimetleri israf etmeden, dengeli bir şekilde kullanmak gerekmektedir.
Cenab-ı Mevlâ Kur’anı Kerimde “ Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.” buyurmaktadır. (Kamer 54/49) Bu ölçünün (dengenin) bozulmaması gerektiğini de şu ayetle beyan etmektedir. “Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” (Rahman 55/7-8)
Yüce Rabbimiz kâinatta bir denge olduğunu, bu dengeye müdahale edilir ve denge bozulursa bir takım sıkıntılar olabileceğini beyan ettiği halde, biz insanlar maalesef kendi elimizle bu dengeyi bozuyoruz ve adeta sonumuzu hazırlıyoruz. Sanayileşmenin sonucu olarak atmosfere salınan zehirli gazlar, çevre kirliliği ve buna benzer doğaya zarar veren davranışlar neticesinde bazı canlı türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış, kuzey kutbundaki buzullar erimeye başlamış, küresel ısınma, içme suyunun azalması vb. gibi tüm canlıları tehdit eden tehlikeler ortaya çıkmıştır.
Yapılan araştırmalara göre, içinde bulunduğumuz yüz yılın sonunda buzulların eriyerek tamamen yok olacağı tahmin edilmektedir. Bu ve bunun gibi köklü değişimler neticesinde dünyamızı bir takım tehlikeler beklemektedir. Ülkemizde elbette bundan etkilenecektir.
Ülkemiz ile ilgili yapılan tahminlerden bazıları ise şunlardır. Küresel ısınma sürecinde Türkiye’de güneyde kuraklık, kuzeyde ise aşırı yağış ve sel felaketlerinin olacağı tahmin edilmektedir. Göller, nehirler ve su kaynakları kurumaya başlamış ve yüzde elli azalmıştır. Su açısından Türkiye dünyada kırk beşinci sıradadır. Yani ülkemiz maalesef su zengini ülkeler arasında değildir. Su zengini ülkelerde kişi başına düşen su miktarı 10.000m³ iken, Türkiye’de bu rakam maalesef 1,570m³ tür.
Susuz bir hayat düşünülemez. Zira Cenab-ı Hak her şeyi sudan yarattığını beyan etmektedir. “İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Enbiya 21/30)
Bu şekilde israf devam eder ve nimetin kıymeti bilinmezse ileride su konusunda sıkıntıya düşüleceği aşikârdır. Ecdadımızın orta Asya’dan susuzluk ve kuraklık yüzünden göç ettikleri malumdur. Cenab-ı Mevla israfın her türlüsünü yasaklamıştır. (En’am 6/141, A’raf 7/031) Yaşamak için varlığına muhtaç olduğumuz suyu da israf etmemeliyiz. Yüce Rabbimiz mülk suresinin son ayetinde suyun önemine işaret ederek şöyle buyurmaktadır. “De ki: Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?” (Mülk 67/30)
İnsanlar çoğu zaman ben merkezli düşünmektedir. Her şeyi kendine göre hesap etmektedir. Bir musluktan su damlasa ne olur ki…? diye düşünebilmektedir. Oysa “damlaya damlaya göl olur, damlacıktan sel olur” denilmiştir. Üstelik bir çok kişinin aynı şekilde düşündüğünü kabul edersek, boşa akan sular göller oluşturacaktır.
Sadece su değil tabi ki bütün nimetler için aynı şey geçerlidir. İsraf edilen en büyük nimetlerden birisi de ekmektir. Bir sürü emek ve alın teri ile önümüze gelen ekmeği israf etmemeliyiz. Açlıkla mücadele eden, bir parça ekmek bulamadığı için açlıktan ölen insanların olduğunu unutmamak gerekmektedir. Öyle zannediyorum ki çöpe atılan ekmek değerlendirilerek açlık çeken ülkelere gönderilse, kimse açlıktan ölmeyecektir.
Yine güneş enerjisi rüzgar enerjisi ve diğer enerji kaynakları da istifade edilebilecek enerji kaynaklarımızdandır. Akarsularımızdan yeteri kadar istifade edemiyoruz. Boşuna akarak, hatta topraklarımızı erozyon neticesi taşıdığı için zarar vererek akıp gitmektedir. Güneş ve rüzgar enerjilerinden de istenilen düzeyde istifade ettiğimiz söylenemez. Gençlerimizin enerjisini de faydalı yollarda kullanmak suretiyle onlardan istifade etmeliyiz.
Bir milletin kalkınması ve gelişmesi enerji kaynaklarını verimli bir şekilde kullanmasına bağlıdır. İslam bize çalışmayı tavsiye etmektedir. Çalışıp kalkınmalı, hem dünyamız hem de ahiretimiz için çalışmalıyız. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28/77)
Netice olarak söylemek gerekirse, hem kendimiz için, hem de ülkemiz için planlı programlı bir şekilde çalışmalı, enerji kaynaklarımızdan azami derecede istifade etmenin yollarını bulmalı, mevcut enerji kaynaklarını en verimli bir şekilde kullanmalı, enerji israfından sakınmalıyız. Unutmamalıyız ki mevcut enerji kaynaklarında, kıyamete kadar dünyaya gelecek herkesin hakkı vardır. Öyleyse onlara, yani gelecek nesle, yani çocuklarımıza ve torunlarımıza daha güzel ve yaşanabilir bir çevre bırakmak bizim görevimizdir.
Remzi PEHLİVAN
Darıca Müftüsü



