Darıca Müftülüğü

DİNİ HAYAT VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

DİNİ HAYAT VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Din insanlık tarihi kadar eski olan bir olgudur, ilk insanla beraber başlamıştır.  İlk insan Hz. Âdem (a.s.) dır ve Allah’ü Teala ona, on sahifeden oluşan bir kitap vermiştir.  İlk insan aynı zamanda bir Peygamberdir ve yüzyirmidörtbin Peygamberden oluşan Peygamberler zincirinin ilk halkasını oluşturmaktadır. Kur’anı Kerimde yirmisekiz tanesinin ismi zikredilen ve ilmihal kitaplarında isimlerini bulabileceğimiz Peygamberler zincirinin son halkası ise âhir zaman Nebisi, ins ve cinin Peygamberi, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) dir.

Peygamberler Allahtan aldıkları emirleri insanlara aynen ulaştıran, ilahi vahyi, Allah’ın iradesini insanlara açıklayan ve yaşayarak gösteren kutlu elçilerdir. Her canlı gibi Peygamberler de bu dünyadan ayrılıp Rahmeti Rahmana kavuştuktan sonra onların misyonu olan dini anlatma ve tebliğ görevini alimler üstlenmişlerdir. Çünkü “Alimler Peygamberlerin varisleridir. Peygamberler dinar ve dirhem (para ve mal) bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi alırsa büyük bir haz (huzur ve mutluluk) almış olur”. (Buhari 1/24 H.No:67, Sünen-i Ebu Davud 2/341 H.No.3641, Sünen-i İbni Mace 1/81 H.No: 223, Sünen-i Tirmizi 5/48 H.No:2682)

İnsanlar hem kendi hem de bakmakla yükümlü oldukları insanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için çalışmak ve kazanç temin etmek zorundadırlar. Çalışma hayatı ise her zaman insana ilim elde edecek kadar zaman bırakmaz. Bu bakımdan kendini ilme ve insanlara ilmi aktarmaya adayacak insanlar gerekmektedir. Cenab-ı Allah Kur’anı Kerimde: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran 3/104) buyurmaktadır. İşte kendisini dine ve ilme adayan ilim adamları Allah’ü Teâlâ’nın bu emri şerifini yerine getirme gayreti içerisinde olmuşlardır. Dini anlatma görevini üstlenen bu sınıf tarihi süreç içerisinde çeşitli isimlerle anılmış, günümüzde ise Diyanet İşleri Başkanlığı olarak faaliyet göstermektedir. Elbette ki bu sözümüz, dini hizmetleri sadece Diyanet İşleri Başkanlığı yürütmektedir anlamına gelmemektedir. Bu sahada çeşitli kurum, kuruluş ve cemaatler vardır. Ancak bu işi resmi anlamda yürüten ve başka bir iş yapması yasak olan, kendini bu işe hasreden insanlar Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesi altında çalışmaktadırlar. Bu anlamda Diyanet İşleri Başkanlığı bu toplumu ayakta tutan, birbirine kardeş yapan ve insanları birbirine kaynaştıran bir harç mesabesindedir.

Altıyüz yıl dünyaya adaletle hükmeden Osmanlı Devleti döneminde Şeyhülislamlık makamı olarak adlandırılan, Padişahın bir işe karar vermeden önce görüşünü (fetva) aldığı ve Padişahtan sonra en yüksek makama sahip olan bu dini makam, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti döneminde önce Şer’iyye ve Evkaf vekaleti olarak, daha sonra 3 Mart 1924 tarihinde 429 sayılı kanunla Diyanet İşleri Başkanlığı olarak kurulmuştur. Oluşturulan iki başkanlıktan birisi ve diğer başkanlık olan Genel Kurmay Başkanlığından beş lira fazla maaşla birinci sırada yer almıştır. Böylece din hizmetinin siyasetin dışında ve hatta üstünde tutulması amaçlanmıştır. Tarihi seyir içerisinde değişiklik arzetse de gerçekten teşkilat siyaset üstü olmaya büyük bir özen göstermiş ve bu konuda da başarılı olmuştur. Gerçektende bu teşkilatta görev yapan her kademedeki meslektaşımızın muhatabı her cemaatten, her mezhepten ve her meşrepten insanlar olduğuna göre personelimiz ne kadar tarafsız olursa o kadar başarılı olacaktır. Aksi takdirde Diyanetin personeli ve herkese hizmet götüren kişi değil, falan gurubun, falan cemaatin ya da falan görüşün adamı olacak hizmet alanını sadece o gurup ya da görüş ile sınırlandırmış olacaktır.

Öteden beri dile getirilen ve son zamanlarda yeniden dillendirilen Diyanet İşleri Başkanlığının gereksiz olduğu, bütçesinin fazla olduğu (hatta daha fanatik görüş ve söylemler de var) vb. görüşleri anlamsız buluyor, ne bu ülkenin ve ne de bu dinin yararına olmayan, bilakis zararına olan görüşler olarak değerlendiriyorum. Her gurubun, her cemaatin, her mezhep ve meşrebin ayrı camisinin, ayrı imamının ve ayrı dini liderinin bulunduğu ve bunların birbirleriyle mücadele içerisinde olduğunu, kimin kime ne anlattığının ve öğrettiğinin bilinemediği ve bir kaos ortamının olduğu bir ülke düşünmek bile istemiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının olmaması gerektiğini savunanlara da bu durumu düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Bilakis daha güçlü ve daha etkin bir Diyanet İşleri Başkanlığına ihtiyaç vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı gün geçtikçe hizmet sahasını ve kalitesini arttırmaktadır. Gerek merkezde, gerekse taşrada çalışanlar her gün biraz daha kendilerini geliştirmekte, daha güzel hizmet sunmanın gayreti içerisinde olmaktadırlar. Diyanet İşleri Başkanlığının başarılı olması demek, dinin gelişmesi ve başarılı olması demektir. Bu da her Müslümanın arzusudur.

Başkanlığımızın kuruluş yıl dönümü olan 3 Mart günü münasebetiyle bütün meslektaşlarıma görevlerinde başarılar diliyor, Cenab-ı Allahtan bu dini dünyaya hakim kılma konusunda biz Ümmet-i Muhammed’e yardım etmesini niyaz ediyorum.

 

 

Remzi PEHLİVAN

Darıca Müftüsü

Darıca Müftülüğü