Darıca Müftülüğü

FATİH KESKİN HOCAMIZ DUA BEKLİYOR

Darıca Piri Reis Camii İmam Hatibi Fatih KESKİN hocamız mide rahatsızlığından dolayı İstanbul Maltepe Özel Sema Hastanesinde yatmaktadır. Hastalığının ciddi olduğunu ve uzun süreç gerektirdiğini söyleyen doktorları hastanın ziyarete uygun olmadığını birinci derece yakınlarının dışındakilerin ziyaret etmemelerinin hastanın sağlığı bakımından gerekli olduğu hususunda uyarıda bulanmaktadırlar.

Hocamız için tüm meslekdaşlarımızı ve siteyi ziyaret eden tüm din kardeşlerimizi duaya davet ediyoruz. Hocamız henüz hayatının baharında, evli ve iki çocuk babasıdır. Hastalığı da şifayı da veren Rabbimizden hocamızı ailesine ve sevdiklerine bağışlamasını diliyor kıymetli meslekdaşımız için acil şifalar niyaz ediyoruz.

ZEKAT VE SADAKA-İ FITIR

İslam’ın beş esasından birisi olan zekat sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü gibi anlamlara gelmektedir. Dini bir terim olarak ise, belirli bir malın belirli bir kısmının Allah rızası için dinin belirlediği kişilere verilmesi demektir.

Para, altın, gümüş, ticaret malları ve hayvanlardan verilmesi gereken meblağa zekat denildiği gibi, araziden elde edilen mahsulden verilmesi gereken meblağa ise öşür denilmek-tedir ki o da arazi mahsulünün zekatıdır.

Zekat H. 2. senede farz kılınmıştır. Farziyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Zekatın farz olması için; kişinin akil baliğ olması, Müslüman ve hür olması, malın nisap miktarına ulaşmış olması, kişinin elinde ve tasarrufunda olması, hakikaten yada hükmen artıcı olması, havli havelan yani malın üzerinden bir kameri yılın geçmiş olması gerekmektedir. Arazi mahsulünün zekatı olan öşürde ise havli havelan (üzerinden bir yıl geçmesi) şart değildir.

Nisap miktarı 20 miskal (80.18 gr) altın, 200 dirhem (561 gr) gümüştür. Yani borcundan ve asli ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı malı olan kişiye bu malın üzerinden bir kameri yıl geçince zekat vermesi farz olur. Sadaka-i fıtrın gizli, zekatın ise gösteriş ve başa kakma gibi bir durum olmamak şartıyla, teşvik amaçlı olarak açıktan verilmesi daha uygundur.

Zekatla sadaka-i fıtrın nisabı aynıdır. Ancak sadaka-i fıtırda malın artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Sadaka-i fıtıra fitre de denilir ki Ramazan bayramı günü verilmesi vacip olan bir ibadettir. Zekatta altının, fitrede ise gümüşün esas alınmasının daha isabetli olacağını söyleyenlerde olmuştur.

Zekata tabi olan mallardan kırkta bir oranında zekat verilmesi gerekmektedir. Arazi mahsulünü zekatı olan öşrün ise masraflar çıkartıldıktan sonra kalan maldan onda bir olarak fakire verilmesi gerekmektedir.

Zekat ile ilgili olarak Kur’anı Kerimde “Onların mallarından sadaka(zekat) al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir.” [1] buyurulmakta ve yine “Namazınızı kılın, zekatınızı verin, Allah’ın Rasulüne itaat edin, umulur ki bunları yapmak suretiyle merhamet olunursunuz”.[2] buyurulmaktadır.

Zekat emri önemine binaen Kur’anı Kerimde en çok tekrar edilen emirlerdendir. Bir çok yerde ise namazla birlikte zikredilmiştir ki bunun pek çok hikmetleri vardır. Namaz ile zekatın arasını ayırmak yani namazı kılıp zekatı vermemek mümkün değildir. Hz. Ebubekir halifeliği döneminde zekat vermek istemeyen kişi ve toplulukları mürtet (dinden çıkmış) kabul etmiş ve onlara karşı savaş ilan etmiştir.

İbadetler yüce Allahın emrettiği ve Peygamber Efendimizin bizlere gösterdiği ve anlattığı şekilde yerine getirilir. Zekatın ve sadaka-i fıtrın nerelere verileceği de Kur’anı Kerimde beyan edilmektedir ve şu şekilde sıralanmıştır. “Zekatlar; Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir”.[3] Öyleyse zekatın ve sadakanın bu belirtilen yerlerin dışında başka bir yere verilmesi mümkün değildir.

Zekat ve sadakanın dağıtılmasında önceliğin yakınlara verilmesi gerekmektedir. Kişi bakmakla yükümlü olduğu usül ve füruuna yani anne-baba, nene-dede gibi büyüklerine ve oğlu-kızı ve bunların çocukları olan torunlarına ve eşine zekat ve sadaka veremez. Bunlardan başka Gayri Müslimlere yani Müslüman olmayanlara da zekat verilmez. Bunların dışında fakir iseler kardeşlere, onların çocuklarına, amca, dayı, hala gibi yakınlardan başlamak üzere zekat ve sadakaların verilmesi gerekmektedir. Yakın akrabadan sonra ise yakından başlamak üzere komşuların da unutulmaması gerekir.

            Zekat, geçici olan malı, kalıcı yapmanın en güzel yoludur. Kişinin dünyada elde ettiği malların tamamı, ya harcanıp yok olacak veya mirasçılarına kalacaktır. Yalnız, Allâh yolunda harcadıkları zayi olmayacak; bu dünyada kalmayıp ebedî olacaktır. Nitekim Sevgili Peygam-berimiz, İnsanoğlu ‘malım, malım’ der durur. Halbuki senin malın; sadece yiyip tükettiğin veya giyip eskittiğin, ya da sadaka olarak verip kalıcı yaptığındır[4] buyurmuştur.

                Zekat birlik, beraberlik ve kardeşliği pekiştirdiği gibi kişiyi cimrilik hastalığından da korur.           Zekatı veren, misafiri ağırlayan ve sıkıntı zamanında veren nefsinin cimriliğinden kurtulmuştur [5] buyurmuştur. Nefsin cimriliğinden kurtulanların ise gerçek kurtuluşa erecekleri müjdelenmektedir. Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir”.[6]

            Yüce Mevlam cümlemize hayırlı mallar versin. Verdiği malın zekatını ve öşrünü vermeyi, verilen zekat sadaka ve öşürlerle toplumda birlik, beraberlik, huzur ve toplumsal barışın sağlanmasını nasip eylesin.

           Remzi PEHLİVAN

              Darıca Müftüsü


[1] -Tevbe Suresi 9/103

[2] -Nur Suresi 24/56

[3] -Tevbe Suresi 9/60

[4] -Tirmizi Tefsirül Kur’an 89, V. 447

[5] -Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir, “خ” harfi, IV, 188.

[6] -Haşr Suresi 59/9

RAMAZAN VE ORUÇ

İslam beş esas üzerine bina edilmiştir. Bu beş esastan birisi de ramazan ayı geldiği zaman oruç tutmaktır. Oruç; niyet ederek, tan yerinin ağarmaya başlamasından (yani imsak vaktinden), güneş batıncaya (yani iftar vaktine) kadar bir şey yememek, içmemek ve cinsi ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir.

Oruç, bizi dünyada kötülüklerden uzaklaştıran, iyilikler yapmaya yönlendiren, günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan ve ahirette de cehennem ateşinden koruyan önemli bir ibadettir. Peygamber Efendimiz bu konuda şu müjdeyi vermektedir : “Kim (farziyetine) inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari İman 37)

Allah-ü Teâlâ’nın her emrinde olduğu gibi, oruç ibadetinde de bizim için sayılamayacak kadar çok faydalar vardır. Ancak biz müslümanlar bütün ibadetlerimizi ve tabi ki oruç ibadetini bu faydaları elde etmek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için yerine getiririz.

* Oruç insanın ahlakını güzelleştirir. Çünkü oruç tutan müslüman sadece yemeyi içmeyi ve cinsi münasebeti terk etmekle kalmaz, o aynı zamanda kötülük yapmayı ve kötü düşünmeyi de terk ederek, hem bedenini ve hem de ruhunu kötülüklerden arındırır. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa, Allah onun yemeyi içmeyi bırakmasına değer vermez.” (Sahihi Buhari Tecr. Sarih Terc. 6/253) Bu şartlara riayet ederek oruç tutan müslüman olgunluğa ulaşır, ahlak ve fazilet sahibi bir insan olur.

Allah-ü Teâlâ, iyiliğe on misliyle mükâfat verileceğini beyan ettiği halde “Oruç müstesna, kulum yemesini, içmesini ve şehevi arzularını benim için terk etmektedir, onun mükâfatını da ben veririm” (Sahihi Buhari Tecr. Sarih Terc. 6/247) buyurarak, ihlasla ve inanarak tutulan orucun mükâfatının yedi yüz misline kadar artacağını beyan etmektedir.

* Oruç insanları kötülüklerden korur. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur : “Ey İman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı, umulur ki böylece kötülüklerden korunursunuz.” (Bakara 2/183) Görüldüğü gibi oruç bizden önceki milletlere, yani daha önceki dinlerin mensuplarına da farz kılınmış bir ibadettir. Diğer bir ifade ile oruç ibadeti bütün dinlerde mevcut olan bir ibadettir.

Orucun koruyucu özelliğini anlatan Peygamber Efendimiz Müslümanlara şu tavsiyede bulunmaktadır: “Oruç bir kalkandır, sizden birisi oruçlu olduğu zaman günah işlemesin, kimseyle münakaşa etmesin, birisi gelirde ona kötü söz söyler ya da kavga etmeye kalkışırsa ‘ben oruçluyum’ desin.” (Buhari Savm H.No: 1761)

* Oruç merhamet duygularını geliştirir. Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı bir insan, yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz, yüreğinde duyamaz. Fakat bu insan oruç tutarsa, açlığın ne olduğunu bizzat tatmış olur. Böylece, yokluk içinde kıvranan fakirlerin sıkıntılarını içinde duyarak, şefkat ve merhamet duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak ta fakirlere yardım elini uzatarak onların sıkıntılarını giderir ve toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur.

Peygamber Efendimiz her konuda olduğu gibi, cömertlik konusunda da bizlere örmek olmuştur. Hz. Muhammed’ in eşi Hz. Aişe validemiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın Rasûlü üç gün peş peşe karnını doyurmamıştır.” (Buhari Et’ime 73, Ahmed b. Hanbel H.No:26410)  İsteseydi doyururdu. Lâkin o yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi. Rasulüllah’ ın cömertliği Ramazan aylarında daha da artar, elinde ne varsa fakirlere dağıtırdı.

* Oruç, insanın sağlığını korur. Peygamber Efendimiz bu konuda da şöyle buyurmaktadır:

“Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.”(Ali Himmet Berki 250 Hadis Sh:130) İnsanlığının en büyük mürşidinin söylediği bu söz tıbben de kanıtlanmıştır.

Fransız profesör Pierre Moulin şunları söylemektedir: “İslam dünyasının en yararlı kurumlarından birisi de oruçtur. Oruç bedenin hem fiziksel, hem de ruhsal dinlenişidir. Dokuları temizler, birikmiş toksinleri, zehirleri atar. Müslümanlar böylece her yıl bir ay bedenlerini dinlendirirler…” (Diyanet Dergisi Ocak 1999 Sh:78)

Orucun sayılamayacak kadar çok olan faydalarından bir kaç tanesine temas etmeye çalıştık. Orucuyla sahuruyla, iftarıyla, davetleriyle, zekâtıyla, fitresiyle çok mübarek bir ay olan ve bu ayı hakkıyla değerlendiren Mü’minlerin günahlarından arındığı, ahlâkî olgunluğa eriştiği Ramazan ile ilgili Peygamber Efendimizin hadislerinden bir tanesi ile yazımızı noktalayalım. “Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur.” (Sahihi Buhari Tecridi Sarih Terc. 6/252)

Cenâb-ı Mevlâ oruçlarımızı kabul, günahlarımızı affeylesin.

 

Remzi PEHLİVAN

Darıca Müftüsü

RAMAZANIN GÖLGESİ

Dinimizin bütün emir ve yasaklarında fert ve toplum için pek çok hikmet ve faydalar olduğu gibi, orucun farz kılınmasında da pek çok hikmet ve faydalar vardır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir ramazan arifesinde ashabına irat etmiş olduğu hutbesinde şöyle buyurmuşlardır.
Selman-ı Fârisi (r.a.) anlatıyor. Rasulüllah (sav) şaban ayının son gününde bizlere şöyle hitap etti. “Ey İnsanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi başınıza düştü. Bu ay öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi vardır. Allah-ü Teâlâ bu ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı (teravihi) meşru kıldı. Bu ayda bir hayır yapan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap kazanır. Bu ayda eda edilen bir tek farz, başka aylarda eda edilen yetmiş farzın sevabını verir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir. Bu ay ihsan ve yardım ayıdır. Bu ay Mü’minin rızkının artırıldığı aydır. Bu ayda bir oruçluyu iftar ettirenin günahları bağışlanır ve o kimse cehennem azabından kurtulur. Ayrıca iftar ettirdiği kimsenin kazandığı sevap kadar da sevap kazanır. Bununla beraber diğerinin sevabından da bir şey eksilmez.” Selman: Biz dedik ki: Ey Allahın Rasulü! Bizler bir oruçluyu iftar ettirebilecek durumda değiliz! Bunun üzerine Allahın Rasulü şöyle buyurdu: “Allah Teala bu sevabı bir yudum su ile, bir içim süt ile, bir tek hurma ile bile olsa oruçluyu iftar ettirene verir. Allah Teâlâ bir oruçluyu iftar ettiren Mü’mini cennette benim havzımdan içirir. Ondan içen de bir daha asla susamaz. Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. Bu ayda emri altındakilerin yükünü hafifleten – onlara yumuşak davranan – kimseyi Allah Teâlâ bağışlar ve onu cehennem azabından korur.” ( Mişkatül Mesabih 1/612-613)
Bazı kitaplarımızda şöyle bir bilgi aktarılmaktadır. Allah-ü Teâlâ insana vesvese veren onu kötülük yapmaya ve Allahın emirlerinden ayırmaya uğraşan nefsi yarattığında ona “Sen kimsin, ben kimim?” diye sordu. Nefis “sen sensin, ben de benim” dedi. Yani kendisini yaratan yüce Mevlâ’yı tanımadı. Cenabı Allah ona belki kendisini tanır diye hapis cezası uyguladı ve yine aynı soruyu sordu. Aldığı cevap yine aynı idi. Eğitim amaçlı bu cezalar değişik şekillerde uygulanmaya devam edildi ama her defasında cevap aynı oluyordu. Sonunda Yüce Rabbimiz nefsi aç bırakmak suretiyle terbiye etti. Bir müddet aç kalan nefis aynı soru ile karşılaşınca bu sefer, “Sen âlemlerin Rabbi olan Allahsın, ben ise senin aciz bir kulunum” demek suretiyle acziyetini ve kulluğunu idrak etmiş oldu.
Demek ki nefsi terbiye etmenin yolu açlıktan geçmektedir. Zaten dinimizde mideyi tıka basa doldurmak uygun görülmemiştir. Mideyi üçe ayırmak, üçte birini su ile, üçte birini yemekle doldurmak, kalan üçte birini de hava ile yani boş bırakmak gerekmektedir. Sanırım sağlık açısından da uygun olan budur. Rasulüllah Efendimiz evliliği teşvik etmiş, evlenme imkânı olmayanların ise oruç tutmalarını tavsiye etmiş, “çünkü oruç insanın namusunu korumasına (şehvetini kırmasına) yardımcı olur” buyurmuştur. (Tecridi Sarih 6/254)
Yine Peygamber Efendimiz “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur.” buyurmaktadır. (Sahihi Buhari Tecr.Sarih Terc. 6/252) Ramazan ayı geldiğinde kavga ve gürültülerde ve suç oralarında büyük bir azalma görülmektedir. Bu da orucun insanımız üzerindeki olumlu etkisinden kaynaklanmaktadır. Zira Rasulüllah Efendimiz “Sizden herhangi biriniz oruçlu olduğunda kötü söz söylemesin, kötü işler yapmasın, şayet birisi gelir de ona sataşır ya da kötü söz söylerse “ben oruçluyum” desin.” buyurmaktadır. (Buhari Savm H.No:1761)
Yine Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır. “Oruç tutmak demek (yalnızca) yemeyi içmeyi bırakmak demek değildir. Bilakis oruç tutmak demek kötü söz söylemeyi ve kötü işler yapmayı terk etmek demektir. Sizden birisi oruçlu olduğu zaman her hangi bir kimse gelir de sataşır ya da kötü söz söylerse “ben oruçluyum” desin, (onunla kavga etmesin).” buyurmuştur. (Nesai Sıyam H No:22012)
Duası kabul olacak olan üç kişiden birisi de oruçlu kişidir. Bu konuda da Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Üç kişinin duası geri çevrilmez (kabul edilir). Adaletli devlet başkanı (yönetici) nin duası, iftar edene kadar oruçlunun duası, zulme uğramış kimse (mazlum) nin duası. Allah onların duasını bulutların üzerine çıkartır, onların duası için gök kapıları açılır ve cenabı Allah izzetim hakkı için geç de olsa bu kuluma yardım edeceğim (duasını kabul edeceğim) buyurur.” (İbni Mace H.No: 1742, Ahmed b, Hanbel H.No: 9743 )
Yine Peygamber Efendimizin oruçla ilgili Hadis-i Şerifleri ile yazımız noktalayalım. “Ramazanda her hangi bir özrü olmadığı halde oruç tutmayan kimse, ömrünün sonuna kadar onu kaza etse yine de aynı sevaba ulaşamaz.” (R.Salihin 5/482) “Oruçlunun sükûtu tespih, uykusu ibadet, duası makbul, amellerinin sevabı katmerlidir.” (Ramuzül Ehadis 308) “Oruçla Kur’an kıyamet gününde kula şefaat edecektir.” (Camiüssağir 2/44) ”Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.” (Beyhaki Şuabül İman 3421)
31 Temmuz 2011 Pazar günü ilk teravih namazı kılınacak ve gece sahura kalkılarak 01 Ağustos 2011 Pazartesi günü oruç başlayacaktır. Ramazanınız mübarek, oruçlarınız makbul olsun.

Remzi PEHLİVAN
Darıca Müftüsü

ÜÇ AYLAR VE REGAİB GECESİ MESAJI

Allah’ın evi olan Kâbe diğer evlerden, Mekke diğer şehirlerden daha üstün olduğu gibi bazı zamanlar da diğer zamanlardan üstündür. Ramazan ayı onbir ayın sultanı olup, onda bulunan Kadir gecesi ise bin aydan daha hayırlıdır.

Kadir gecesinin, Ramazan ayının, kandil gecelerinin habercisi olan üç aylara ve üç ayların ilki olan Receb ayının ilk Cuma gecesine yani Reğaib gecesine yaklaşmış bulunu-yoruz.

03 Haziran Cuma günü inşallah üç ayların ilki olan Receb ayının ilk gününe ulaşmış olacağız. Receb ayının ilk Cuma gecesi olan 02 Haziran Perşembeyi Cumaya bağlayan gece ise mübarek zaman dilimlerinin geldiğini bizlere haber veren Reğaib Kandiline ulaşmış olacağız.

Diğer zamanlara göre kendimizi daha fazla kontrol ettiğimiz, günahlardan daha fazla kaçındığımız, dostluk, kardeşlik, yardımlaşma ve Allah’a kulluk konusunda daha hassas davrandığımız üç ayların ve Reğaib Kandilinin İlçemize, Ülkemize ve tüm İnsanlığa hayırlar getirmesini, bu mübarek zaman diliminde yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların bizleri istikamet sahibi yapmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim. Üç aylarınız ve Reğaib Kandiliz mübarek olsun.

Remzi PEHLİVAN

    Darıca Müftüsü

REGAİB KANDİLİ PROGAMINA DAVET

Bu yılki üçayların ilki Receb ayının başlangıcı ve Regaib Kandili münasebetiyle 02 Haziran 2011 Perşembe günü, K.Karabekir Mh. Akminare Camii’nde Mevlid proğramı düzenlenecektir. Darıca Müftümüz Remzi PEHLİVAN ve Hacı Ali Rıza Cansu Kuran Kursu Öğreticisi Süleyman Sefer BAŞKAN’ın iştirakiyle, akşam-yatsı arası (20:30-22:30) yapılacak Mevlit Programımıza tüm halkımız davetlidir.

HAC KURALARI 14 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE

2011 Yılı Hac kuraları için geri sayım başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada yeni dönem Hac kuralarının 14 Haziran 2011 tarihinde çekileceği bildirildi.  Hac kura sonuçları 14 Haziran gününden itibaren Diyanet resmi internet adresi ve il ve ilçe müftülüklerinden öğrenilebilecektir.

Açıklamada; bu yıl ilk kez hacca gitmek için müracaat eden kişi sayısının 329 bin 334 olduğu belirtilirken, ilk kez müracaat edenlerin sayısının geçen yıla oranla yüzde 14 artış kaydettiği görüldü. Öte yandan bu yıl kayıt yenileyen 634 bin 522 kişiyle birlikte toplamda Hac müracaatı yapan kişi sayısı 963.856 ile rekor bir düzeye ulaşmış oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Suudi Arabistan Krallığı’nın ülkelere göre belirlediği kota çerçevesinde Türkiye’den toplam 74 bin kişiyi hacca götürebiliyor.

HAC KAYITLARI TARİHLERİ BELLİ OLDU

2011 yılı Hac müracaatları 25 Nisan 6 Mayıs tarihleri arasında il ve ilçe müftülüklerinde alınmaya başlayacaktır. Ayrıntılı bilgi daha sonra duyurulacaktır.

DİN GÖREVLİLİĞİ YETERLİLİK VE MBST SINAVI SORULARI AÇIKLANDI

İmamlık, müezzin-kayyımlık ve Kuran kursu stajyer öğreticiliği yeterlilik sınavı ile Diyanet personeli için Mesleki Bilgiler Seviye Tesbit Sınavı sorularına ulaşmak için tıklayın.

MEVLİD KANDİLİ PROGRAMINA DAVET

14.02.2011 Pazartesi Mevlid Kandili olması münasebetiyle, yatsı namazını müteakiben , Abdiipekçi Mahallesi Akşemsettin Caddesinde bulunan Fatih Orta Camii’nde , Amir ATEŞ (Mevlidhan), Kadir KONYA (Mevlidhan), Cemil DEMİR (Kışladüzü Merkez Camii İ-H.), Süleyman Sefer BAŞKAN (H.A.R.Cansu K.K. Öğrt.), Mustafa DURAN (Merve Camii İ-H.) hocaefendilerin mevlit ve aşirleri, Darıca Müftülüğü İlahi Grubunun ilahileri ve Darıca Müftüsü Remzi PEHLİVAN’ın duasıyla Mevlid Kandili Programı düzenlenecektir. Kadın-erkek tüm halkımız davetlidir.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Darıca Müftülüğü